Yine benzer şeyleri düşünürken Youtube‘da kendi düşüncelerime rastladım. Daha önce Ne İçin İngilizce Öğretiyoruz diye sormuştum kendi kendime; şimdi de birileri yine benim gibi ne için öğretiyoruz, öğrencilerimizi neye hazırlıyoruz diye sormuş. Shakespeare 24.000 kelimeyle yazmışsa yazılarını, Eminem [belki biraz abartılı ama] 1.000.000 kelime kullanabilir diyor. Her gün sözlüğe eklenen yepyeni 1.000 kelimeyi vurguluyor. Çin’in nüfusu 1.3 Milyar olmuşken, Amerika’daki toplam öğrenci sayısından daha fazla başarılı öğrencisi vardır çıkarımını yapıyor. Bugün eğitim gören ortalama bir öğrencinin ilerde 10-14 meslek sahibi birden olabileceği kehanetinde bulunuyor. Geçmişin müzik kutularından, mp3 çalarlara, uzanıyor. Anında bilgiye ulaşabilme gerçeğine, çağımızdaki hızlı iletişim ağına, gerçeğinden daha gerçek gibi görünebilen sanal eğlence hakikatine, 21. yüzyılın en önemli becerilerinden işbirliğine parmak basıyor. Tüm bu olguları o yıllardır değişmemiş sınıf ortamının içinde hayal edebilirmisiniz? Bu video da geçmişin sınıflarından yola çıkarak bugün olması gereken sınıf ortamına yanaşıyor. Gerçekten de gelecek yeni beceri ihtiyaçlarıyla beraber geliyor. Peki biz bu becerileri öğretebiliyor muyuz?
Nisan 2008 Tarihinde Yazılmış Yazılar
Şu anda senden ayrılışımın 1. senesini doldurdum, buğusu çalınmış sıcak özlemin
ayrılıklara o kadar çabuk dönüşmüş ki…
Bu şehir yine kalabalık yine kaskatı bakışlarıyla boğuyor insanların gündüzlerini. Bense düşlerimi avuç avuç taşımaya çalışıyorum gerçeklere ta ki sabahın o insan eli değmemiş saatleri uykularıma elektrik verinceye dek. İşte bu şehrin ve şehrin soğuk gürültüsünün gölgelerinde aşkımı darağaçlarında sallandırmanın yollarını ararken, eski bir dostun sıcak nefesine rastladım. Tüm bunlar acısıyla, tatlısıyla, tadımlık şımarıklıklarıyla her şeyiyle çok güzel. Tam ben sensizliğe dayanabilmek için, hasretini çektiğim kokuna ulaşabilmek için rüya haritasını alırken, bir el dokundu omzuma. Düğüm düğüm gırtlağımdan tırmanarak özgürlüğe koşan hıçkırıklarımı teselli etti. Seni her gece gördüğüm rüyalarımda, sımsıkı tutuyorum ellerini, eğer onları hiç bırakmazsam rüyam sona erse bile sen yanımda kalacakmışsın gibi geliyor. Gözlerimizde çocukluğumuzdan kalan masum,temiz ve pembe renkli etmeye mecbur olmadığımız halde etmekten hoşlandığımız yeminler ve dudağımda sen..
Oh Shit! (Oh Shit Oh Shit)…
Are you ready for this?
Telefonumun alarmı yeni bir güne uyandırıyor beni bu motivasyon dolu sözlerle. Hazır mıyım? Herhalde bir beş dakika sonra hazır olurum ümidiyle erteliyorum birkaç kere… En sonunda hazır olmasam da başlamak zorunda olduğum güne gösteriyorum gözlerimi bin bir zorlukla.
“Good Morning Teacher”
“Good Morning Canım”
Bahar çoktan gelmiş ve yaz soğuk geceler soğuk sabahlar arasından sıyrılıp tırmandırıyor termometreleri.
“Good Evening Teacher”
“Good Evening Canım”
Ve akşam yavaştan yalnızlığıma kararıyor…
“Good Night Myself”
“Sweet Dreams”
Hiçbir şey değişmiyor işte, eksilip yiten parçalarım dışında…
And so it is
Just like you said it would be
Life goes easy on me
Most of the time…
And so it is
The shorter story
No love no glory…
Bugün [12 Nisan], Türkiye’nin Dünya ağına bağlanmasının 15. yıldönümü. 7-20 Nisan tarihleri arası da İnternet Haftası olarak kutlanıyor. 11. yılı kutlanan bu haftanın 1998′den beri yayında olan da bir sitesi var : Internethaftası.org.tr. Sitede tüm yılların İnteret Haftası arşivlerine de erişebiliyorsunuz. Ve slogan da :”İnternet Yaşamdır”
İnternet yaşamımızın en büyük parçalarından biri haline geldi 15 yıl gibi kısa bir zamanda. Özellikle “Yeni Milenyum”un başlangıcından itibaren Türkiye’de büyük adımlarla ilerlemesini sürdürdü. Ama nedense son birkaç yıldır internette sansür maceraları yaşamaktayız. Slogandan yola çıkarsak şöyle de diyebiliriz “yaşamımız taciz ediliyor“. İnternetin video cenneti Youtube, blog mahallesi wordpress.com bende en çok iz bırakan iki site kapama olayını yaşadı. Youtube kısa sürede tekrar aktifleştirilse de wordpress.com aylardır büyük puntolarla mahkemenin verdiği kapatma kararıyla süsleniyordu. İnternet haftasının verdiği hazla [ya da gazla] olsa gerek aylardır kapalı olan ve girmek için binbir türlü şey yaptığımız Wordpress.com açıldı. Yani yine değer vermemiz gereken şeylere değer vermeyi onun adına düzenlediğimiz özel günlerde hatırladık.
Bu arada yeri de gelmişken [geçen ay da yazmıştım gerçi] aylar önce 2007 Cebit’te “2008 Ocak’ta VDSL2′ye geçiyoruz” diye ortalığı birbirine katan Türk Telekom ve TTNET’e de selamlarımı gönderiyorum bu güzel haftada. Sansürsüz, keyifli ve olabildiğince hızlı internetler…
Çizgi Elektronik ve AsNet Bilgi Sistemleri sponsorluğunda geleneksel hale gelen 23 Nisan etkinliklerinin üçüncüsünü düzenliyor. İlköğretim öğrencilerinin nasıl bir okul, nasıl bir dünya ve nasıl bir 23 Nisan hayal ettiklerini anlatarak veya resmederek katılacakları yarışmada harika ödüller var. 20 Nisan 2008 tarihine kadar başvurulabilecek yarışmada resimler el ile çizilip tarayıcı ile dijital ortama aktarılacak ve e-posta ile yarışmaya gönderilecek. Katılım şartları şöyle:
• Etkinliğimiz İlköğretimde okuyan tüm çocuklara açıktır.
• Metinler 2 word sayfasını (Arial, 12 pt ve 1 satır aralığı) geçmeyecek şekilde hazırlanmalıdır.
• Resimler A4 formatına elle çizilmiş ve tarayıcı ile bilgisayara aktarılarak gönderilecektir.
• Başvurular sadece elektronik ortamdan 23nisan@cizgi.com.tr e-posta adresine yapılacaktır.
• Başvularda ad, soyad, yaş ve iletişim bilgileri net bir şekilde yer alacaktır.
• Her katılımcı, daha önceden herhangi bir yerde yayımlanmamış en fazla üç eseriyle katılabilir.
• Son katılım tarih ve saati 20 Nisan 2008′ saat 23:59 dur.
• Değerlendirmeler 21-22 Nisan’da Çizgi Elektronik tarafından, aktif ÇSG grubu üyelerinden seçilecek jüri tarafından yapılacaktır.
• Sonuçlar 23 Nisan 2008′de http://csg.cizgi.com.tr sayfasından açıklanacaktır.
• Konu dışı, suç teşkil edebilecek ve son katılım tarihinden sonra ulaşan çalışmalar değerlendirmeye alınmayacaktır.
• Gönderilen çalışmalar için telif ücreti talep edilemeyecektir.
• Çizgi Elektronik, gönderilen çalışmaları, kendisine ait web sitesi ve/veya reklâm, broşür vb basılı materyallerde kullanma hakkına sahiptir. Çalışmaların kullanımından dolayı hak iddia edilemez.
Ödüller ise şunlar:
• 1 Kişiye Masaüstü Bilgisayar
• 3 Kişiye Dijital Fotoğraf Makinası
• 10 Kişiye MP3 Player
• 10 Kişiye USB Flash Bellek
Yarışma hakkında daha detaylı bilgi için burayı ziyaret edebilir; bir ilköğretim kurumunda çalışıyor ve yarışmayı öğrencilere duyurabilmek için bir görsel arıyorsanız buraya tıklabilirsinz.
Okuma [Reading] becerisi kuşkusuz ki öğrenimde en önemli becerilerden birisi. Okuma becerisi olmadan bir toplum içinde yaşamak son derece zor. Gerek kendi dilimiz Türkçe için gerekse öğretmekte olduğumuz dil İngilizce için bu dediklerimiz geçerli. Anadili İngilizce olan ülkelerde, çocuklara ilk olarak Sight Words öğretiliyor. Sight Words [Diğer adıyla Service Words]; İngilizce’de en çok kullanılan ve bilinmesi en gerekli olan kelimelere verilen isim. Her ne kadar 200-300 civarında kelime olsa da, bu kelimeler teknik terimler içermeyen günlük sözlü ve yazılı iletişimin %70-%80 kadarını işgal eden kelimeleri içeriyor. Bu yüzden ilköğretim seviyesinde çocuklara ilk öğrettikleri kelimeler bunlar. Ve bu duruma paralel olarak, Türkiye gibi İngilizce’nin yabancı dil olarak öğretildiği ülkelerde de ilk öğretilmesi gereken kelimeler bunlar olmalı.
Dolch Word List olarak anılan ilk liste 5 bölümden oluşuyor. Pre-Premier – Premier – First Grade – Second Grade – Third Grade olarak gruplanmış ve her grupta yaklaşık 45 kelime bulunuyor ve toplam 220 kelime içeriyor. Fry’s 300 Listesi ise 3 gruba ayrılmış, her grup 100 kelimeden oluşuyor ve toplam 300 kelime içeriyor. Her iki listeyi de içeren, hazırladığım PDF belgesini buraya tıklayarak indirebilirsiniz [Boyut: 56 Kb].
Bu kelimeler anadili İngilizce olan çocuklar için ne kadar önemliyse, İngilizce öğrenmekte olan bizim çocuklarımız için de o kadar önemli. Bu yüzden derslerimizde bu kelimeleri ne kadar çok kullanırsak ve öğrencilerimiz bu kelimelerle ne kadar çok karşılaşırsa, gerek okuduklarında gerekse duyduklarında İngilizceyi anlama ve kavramaları o kadar çok gelişecektir.
Gecenin bir yarısı ve ben dertli yüreğimin sefil şairini dinliyorum. Sen en derin uykularındayken, ben o şairin mısralarında sensizliğe gizlediği hasretine hayran bir ruhla seni düşlüyorum. Cümlelerim çok karışık geliyor belki sana, ruhuna ağır geldi ki bu sevda, arayıp sormaz oldun beni, hayalin yine kayıplara karıştı sevgili.
Sen ne düşünüyorsun; ne düşlüyorsun bilemiyorum. Seni düşlemem; senin içinde olduğun bir dünyayı arzulamam ve beklide sana delice bağlanıp, seni ölümsüz bir aşkla sevmem, senin yanında en büyük hata değil mi? Çok ısrar ettim seni sevmekte. Senin hata olarak gördüğün bu sevdadan dolayı kendimi iflah olmaz bir günahkârmışım gibi hissediyorum. Haklısın, ben günahkârım; seni bir defa görebilmek uğruna saatin beşi vurmasını bekleyen, senden habersiz, uzaktan dahi de olsa görebilmek adına yollarda dolanan, her gün bugün beni anlar belki, saat kaçı vurursa vursun çıkar gelir diye umutla güne başlayan ve hüzünle akşamı eden, ıstırap dolu gecelerde seni yaşayan bir günahkârım.
Aslına bakarsan, hak veriyorum hayalinin terk edip gidişine; daha önünde nice yıllar var ve bu yılların içinde alacağın nice uzun yollar, kim bilir bu yolda yürürken senin önüne servetini dökecek ve zenginliği tartışılmaz nice şehzadeler çıkacak karşına, nice yakışıklı siluet sana sevdiğini söyleyecek kim bilir ki? Sırf bu yüzden, sorgusuz sualsiz terk etti beni hayalin. özür dilesem senden; beni istemediğini göremeyip bu aşkta ısrarcı olduğum için ve seni gözümden bile sakınırken, kaybetmekten korkarken, seni bu derece sevdiğim için özür dilesem, döner mi hayalin bana geri?
Ne yapsam boş! Keşke hayaline. Canımı bile ortaya koydum, yalnız değilsin. demeseydim. Nereden bilebilirdim ki, hayalinin bu sözlerden korkacağını ve bir anda çekip gideceğini nereden bilebilirdim ki. Tamam, sen nasıl istersen öyle olsun, bundan sonra. Acaba gelir mi diyerek gözüm yollarda olmayacak, belki telefon eder diyerek kulağım telefon zilinin sesinde olmayacak ve sana söz veriyorum, sen istemiyorsan seni bu kadar sevmeyeceğim, yemin ederim. Bu aşkta bu kadar ısrarcı olduğum için binlerce defa özür diliyorum ama ne olur haber sal hayaline, geri dönsün bana, ruhun bulup getirsin peşinde Mecnun olan ruhumu Yalvarıyorum; beni hayalinsiz bırakma, sensizliğe zaten alışığım sevgili bunu da unutma!
Çok çaresiz hissediyorum kendimi. Arayıp sormayışından anlamalıydım, beklemelerimin sonunda gelmeyişinden, kuşlarla selam göndermeyişinden anlamalıydım sevmediğini. Bu sevda oyununda payıma; hayatın boyunca mutluluklar dilemekten başka bir şey düşmüyor gözbebeğim. Kalbimin kapısına kilit vurdum. Seni her şeye rağmen seviyorum.

Ve artık Türk Blogcular için de bir yarışma var. [Müzmin Alfa Reklam Şebekesi] Bloglama tarafından daha önce duyurusu yapılan 2008 Blog Ödülleri için bugünden itibaren kayıt yaptırabilirsiniz. Tabi bir kaç katılım şartına uyması gerekiyor blogunuzun. E ben de biraz aksiyon yaşamak adına Depresif Günlüğüm ile kayıt yaptım. Bakalım kabul edilecek miyim? Katılım şartları için burdan, katılmak için burdan buyurun. Bu aksiyonun gizli kalmış pek çok başarılı blogu bulmamıza yardım etmesi temennisiyle katılan herkese başarılar.
Avrupa Konseyi, 10 yaşında altındaki çocukları internetin zararlarından korumak amacıyla bir oyun sitesi kurmuş. Sitenin [ya da oyunun] adı Wild Web Woods. Oyun “Çocuklar için Çocuklarla Birlikte bir Avrupa İnşa Edelim” projesinin bir adımı. Oyunun hedefi çocuklara bilgisayar ve interneti, farkındalığı, özel yaşamı, insan haklarını ve daha pek çok mühim konuyu eğlendirerek öğretmek. Merak edip ben de biraz kurcaladım. Oyunun açılışında bilgisayarın ve modemin fişlerini prize ve ethernet kartını da modeme bağlayan çocuklar daha sonra oyun alemine giriyorlar. Kendilerine bir kullanıcı adı seçip ülkelerini ve yaşlarını girdikten sonra oyundaki karakterlerini oluşturan çocuklar oyunun ilk aşamasına geçiyorlar. Oyun klavyedeki ok tuşlarını kullanarak oynanıyor. Oyunun ilk aşamasında ilk görev yerde bulunan anahtarı alıp, ormanda ilerleyerek, karşılarına çıkan canavarlara dokunmadan ENTERTAINIA [Eğlencistan olarak Türkçeleştirilmiş] kapısına ulaşmak. Bu kapıya ulaştıktan sonra çeşitli jetonlar toplanmaya başlanıyor. Jetonlar toplandıkça çeşitli bilgilendirme ekranları çıkıyor. Mesela ilk jetonu aldığınızda
Rapunzel kaçırıldı mı? Hayır.
Olan şu; Rapunzel bütün gün bilgisayar oyunları oynadı ve bu oyunlar onda bağımlılık yaptı… İşte bu yüzden de hiç kuaföre gitmedi. Zavallı Rapunzel
diyen bir ekranla karşılaşıyorsunuz. Yeşil ve B şeklinde olan bu bilgi jetonunda oyunların kararında oynandığında iyi olduğu ama fazla oynamanın kötü sonuçlar doğurabileceğini anlatan kısa bir yazı beliriyor. “Oyun oynama tuzağına düşmemek için dikkatli olun” diye bir de nasihat veriyor. Ve bir de oyun jetonları var. Bunlar da kırmızı renkli ve G şeklindeki jetonlar. Bu jetona ulaştığınızda bir oyun a başlıyorsunuz. Oyundaki puanınızı gönderirken bir ekran daha belirip şunlar söylüyor:
Takma adınızı girebilirsiniz. Yaratıcı olun ve güzel bir taka isim bulun.
Ama sizden daha çok bilgi istendiğinde, özellikle adres ve telefon numaranız istendiğinde dikkatli olun. Bazıları internet oyunlarını kullanarak sizinle ilgili bilgi toplayıp size bir sürü reklam gönderirler.
Bundan sonrasını yazmayacağım ama şöyle kısaca fikrimi belirtecek olursam;
İçeriği çok aydınlatıcı olan bu site 7-10 yaş arası çocuklar için hazırlanmış olsa da; özellikle internet ve bilgi güvenliği konularındaki bilgilere etrafımda gözlemlediğim kadarıyla çok uzun zamandır internet bağlantısına sahip pek çok yetişkinin bile ihtiyacı var. Gerçi tamamen çocuklara yönelik hazırlanmış olsa da pek çok diğer konu yanında özellikle internet ve bilgi güvenliği konularında son derece önemli temel bilgileri içeren bu siteyi sadece çocukların değil internetle bir şekilde ilişkisi olan ve konu hakkında hala eksikleri olduğunu düşünen tüm yetişkinlere de önermeden edemeyeceğim. Ve tabi ki Türkçe dil desteği olması son derece önemli bir konu. Şöyle bir göz atmak isteyenler oyuna buraya tıklayarak ulaşabilir.
Depresif Günlük, 2006 yılının Şubat ayında, yazarının garip ruh halinin sonucunda doğdu. Tıpkı yazarı gibi aynı adreste uzun süre kalamadı hiç; en sonunda şu anda misafiri olduğunuz yuvasını bulana dek. Yazar