Dönüp dönüp tekrar izlediğim ve her izlediğimde daha yoğun duygulandığım filmler vardır. Mesela Hair ya da Damdaki Kemancı veya Karanlıkta Dans… Hepsi müzikal oldu sanki neyse. Hepsinin sonu vurucudur; özellikle Karanlıkta Dans’ta bir 15 dakika kalkıp kapatamam filmi… Öyle kalır gözlerimi koca koca açıp akan caste bakarım. Ama bitiminden sonra en uzun donup kaldığım sinema şaheseri A Space Odyssey idi.
Dün yine Hair’i izledim. O müthiş müzikalde “I believe in God and I believe that God believes in Claude” diye uçağa binerken Berger ve arkadaşları bir şehitlik önünde durmuş “The rest is silence” derken ve Beyaz Saray önünde toplanıp “Let the Sunshine in” diye haykırırken binlerce insan tutamıyorum kendimi. Ve biliyorum ki güneş ışığı o odalara hiç giremeyecek. Savaş ekonomik kazanç sağlama kapısı olarak kaldığı sürece; o odalar hep karanlıkla ve gelecekle ilgili siyah senaryoların fısıltılarıyla dolacak. Bazılarımız hep savaşa hayır diyecek; çoğumuz susacak, kimimiz ülkemize yarar sağlar diye destek verecek. Bu hep böyle sürüp gidecek. Çünkü o barışın egemen olduğu dünya; yaşadığımız yere göre değil. Barış insanoğluna göre değil. Ülkeler yıkılacak yenileri kurulacak, çağlar kapanacak yenileri açılacak, insanlar ölecek yenileri doğacak… Ve barış ütopyasını tekrar edip duran birileri daha olacak, onlar da söylediğiyle kalacak…
Yazan: Aydın

Yazılar
Yorumlar