Ehiyet sınavını verir vermez memlekete doğru yollandım. Yine [gündüzlerime kıyamadığım için] tüm gecemi alan berbat bir otobüs yolculuğu ve bir de ekstrasından sonra nihayet vardım evime. Özlem çabuk bitti her zamanki gibi, uzundur görmediğim dostlarımla buluştum, uzun zamanlık yalnızlığı sosyalleştirdim ve büyük şehre geçtim bu sefer de, bu kez trenle. İlk erkek yeğenimle tanıştım, kaç kez amcalıktan sonra ilk kez dayılığı da öğrendim. Şimdi de direksiyon sınavını, ardından yüksek lisans başvurusunu, mülakatı - bilim sınavını… Haftaya geri döneceğim yalnızlığıma, belli ki daha mutluyum orada, sonra dostlarım gelecek ziyaretime sırayla… Ve bu tatil de böyle bitecek… Çok boş kaldığımdan yazıyorum bunları da, yayınlanma değeri bile olmasa da… Öyle işte, saçmalamak iyi geliyor bazen insana…
Yazara Ait Yazılar
5 Temmuz MTSS Sınavı başarıyla verildi ve buralarda şimdilik işler tamamlandı. Eskişehir ve oradan da İstanbul yolları göründü. Yolculuk yapmayalı otobüs fiyatları fırlamış maşallah, Çanakkale - Eskişehir 43 YTL olmuş. Şu ehliyeti alıp hemen araba almak lazım :)
CeBiT 2007′de en sevindiğim haber Telekom’un tanıttığı ve Ocak 2008′de kullanıma sunmayı planladığı VDSL2 idi. Aradan geçen 9 aylık sürede [CeBiT 08 için 2 ay kadar kalmışken], VDSL2 ile ilgili 2 yazı yazdım [birisi burada] ama Telekom tarafında hiçbir ses seda yoktu. Ta ki “Jembey“in oynadığı VDSL2 reklamları televizyonda dönmeye başlayana kadar. Reklamı görür görmez hemen girip Telekom’un sitesini inceledim ama hala VDSL2 hakkında bir açıklama yoktu. Bugün tekrar kontrol ettiğimde, 1 Temmuz tarihli şu açıklamayı gördüm:
Türk Telekom mevcut internet hızını 8 kat artıran VDSL2 hizmetini 1 Temmuz itibariyle sunmaya başladı. Türk Telekom’un bu yeni yatırımı sayesinde Türkiye dünyada VDSL2 teknolojisine geçen ilk ülkelerden biri oldu[....]
Açıklamanın devamında 1 Temmuz itibariyle VDSL2′nin servis sağlayıcılara sunulduğu ve 16Mbit ile 32Mbit olarak iki farklı paket şeklinde hizmet verileceği belirtiliyor. Ve 1 VCD filmin 29 dakika yerine 4 dakika sürede indirilebileceğinden bahsediliyor. Böylece Telekom CeBiT’teki açıklamasına göre 7 ay gecikmeli olarak topu servis sağlayıcılara atmış oluyor. Şimdi dört gözle TTNET ve diğerlerinin hizmeti bizlere ulaştırmaya başlamasını bekleyeceğiz. VDSL2 acaba ADSL ücretlerini etkileyecek mi? Sundukları paketlerde [32Mbit gibi hızda] yine limitli kullanım gibi garip bir seçenek de bulunacak mı? Ve genel olarak fiyatları ne kadar uçuk olacak diye meraktan ölüyorum. Gelsin artık da [eğer doğruysa] ilk defa dünyada ilklerden birini yaşayalım.
5 Temmuz Cumartesi günü saat 11.00′da, Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı’na gireceğim. Ağustos sonunda B sınıfı bir ehliyet ve karizmatik bir Ford Taunus sahibi olmam lazım :)
Sabahtan beri tüm dünyada dört gözle beklenen ve zamanın çok açık belirtilmemesi sebebiyle pek çok dudaktan şikayetlerin dökülmesine sebep olan Firefox 3 yaklaşık iki saat önce yayınlanmaya başladı. Fakat sunucularını çökerten yoğun kitlemizin etkisiyle tam vaktinde indirilmesi mümkün olmadı. Ve sonunda sunucu sorunlarından kurtulan Firefox 3 an itibariyle indirilebilir durumda. Koşalım, indirelim, sözümüzde duralım, dünya rekorunu alalım, hızlı internetin keyfine varalım…
Niçin acaba öğrenciler üniversite hazırlık kurslarına giderler?
Buna benzer bir soruyu ben de daha önce sormuş ve hakkında bazı şeyler karalamıştım. Bu soru çoğumuzun aklına gelen ve beyin fırtınaları yarattırabilen bir soru. Yani aslında ilginç olan soru değil, ilginç olan bu soruyu kimin sorduğu. Bu sorudan sonra bir de şu cümle kuruluyorsa aynı ağızdan durum daha da ilginç oluyor:
Öyle bir sistem var ki okulda öğrendiği bilgiden imtihan edilmiyor, onun dışında bir bilgiyle imtihana tabi tutuluyor.
Bunları söyleyen kim peki: Recep Tayyip Erdoğan. Yani iki dönemdir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı. Ülkenin Başbakanı böyle bir soru sorunca, benim de aklıma başka bir soru geliyor: “Bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı iktidardaki partinin bir mensubu değil miydi?” Öğrencilerin okulda öğrendikleri müfredatı, okullarda okutulacak kitapları, öğretmen kılavuz kitaplarını [diğer bir deyişle yıllık, günlük ve ders planlarına kadar bütün planları] tüm ülkede standart olarak hazırlayan birim Milli Eğitim Bakanlığı’ndan başkası değil. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı, Ortaöğretim düzeyinde öğrenilmesi gerektiğine inandığı konularla şekillendirdiği müfredatını yetersiz buluyor olmalı ki onun dışında bilgileri yoklama ihtiyacı hissediyor yükseköğrenim için.
Tayyip Erdoğan şöyle bir soru sorarak devam etmiş:
Okullarımız yok mu, var. Bu okuldan mezun olan yavrularımız mezun olduğu zaman, niçin üniversiteye rahatça giremesin?
Evet, niçin giremesin? Çok güzel bir soru. İşin temeline inelim o zaman. Maddelerle şu sistemi bir inceleyelim:
- İlköğretim seviyesinde sınıf tekrarı olmaması [yönetmeliğe göre olmasına rağmen uygulamada olmaması] bir nebze doğru bir karar olarak algılanabilir. Fakat, bu yüzden yeterli donanımı kazanamadan ortaöğetime devam eden öğrenciler sebebiyle ortaöğretimdeki genel kalitemiz giderek düşmekte.
- Eskiden yüzüne pek bakılmayan düz liseler, Meslek Liselerine rağbetin azalmasıyla atağa kalktı, öğrenci sayıları arttı. Sınıf mevcutları çoğaldı.
- Ortaöğretim Kurumlarında, Meslek Liselerinin önü uzun süredir tamamen kapalı olduğu için meslek sahibi gençler yetiştirmemiz neredeyse imkansız hale geldi. Benim zamanında sınav kazanılıp girilen meslek liselerine öğrenciler artık “Hiçbiryeri kazanamadı, bari meslek lisesine gitsin” diye gönderiliyor. Meslek Liselerinin önünün kapatılmasıyla etrafta Anadolu Lisesi, Fen Lisesi ve benzeri ortaöğretim kurumların sayısı olağanüstü arttı, bu artış bu kurumlara girişleri kolaylaştırdı, bu liselerdeki öğrenci kalitesi doğal olarak düştü.
- Üniversiteye yerleşemeyen öğrenciler ÖSS sınavlarında sayıları her yıl katlanarak artan büyük kalabalıklar olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.
- Üniversite sayısını artırarak çözüm bulunacağına inanan bir düşünceyle, üniversite sayıları da giderek artmakta. Bundan 10 Yıl sonrasında Lisans Mezunu işsizlerimiz büyük bir kaos yaratacak gibi görünüyor.
- Ülkenin eğitim sorunları hiçbir zaman bir zeminde tartışılmadı, tartışılmıyor, uzmanlar eğitim konusunda hiçbir zaman söz sahibi yapılmıyor, danışılmaya tenezzül edilmiyor. Garip bir şekilde üniversiteler bilim yuvası gibi değil de Meslek Edindirme Merkezleri gibi görünüyor. Akademisyenlere gereken değer verilmiyor.
- Milli Eğitim son derece plansız, programsız ve ani kararlarla düzenlenmeye çalışıldıkça, daha da kötüye gidiyor. Son örneğini daha birkaç gün önce yaşadık. Okulların kapanmasına 1 gün kala Ortaöğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliği değiştirildi. Öğretim Yılı sonuna bir gün kalmışken, birdenbire değişime gidilmesi bu kadar mı acil idi, önümüzdeki yıl başında yayınlanırsa ne gecikecekti, ne aksayacaktı, veya neden ikinci dönemin başında veya ortasında değiştirilmedi de dönemin son gününde değiştiliyor belli değil.
Daha söylenecek çok şey var ama fazla da uzatmaya gerek yok. Tayyip Erdoğan’ın şu sözlerini de ekleyerek yavaş yavaş bitirmek istiyorum:
Çok açık, net söylüyorum, Milli Eğitim Bakanımla konuşuyorum, niçin acaba öğrenciler üniversite hazırlık kurslarına giderler? Bunu anlamakta zorlanıyorum. Anlıyorum da, bu sistem nasıl oluşturulmuş? Bunu kaldırmaya kalktığınız zaman acaba hangi bariyerlerle karşı karşıya kalacaksınız?
Sistemin nasıl oluştuğu değil asıl sorunumuz, sorun olan yerler de son derece açık. Milli Eğitim Bakanı’na soruysanız sorunu öğretmenlere bağlamıştır. İşin ilginci bu öğretmenleri yetiştiren de, işe alan da yine Milli Eğitim Bakanlığı. Ayrıca, siz bu sorunu çözmeye gerçekten niyetliyseniz, biz öğretmenler sonuna kadar arkanızdayız. Ben çocuklarıma test tekniğini değil, branşım olan İngilizce’yi öğretmek istiyorum ve bunu sağlayacak doğru düzgün bir sisteme her zaman evet diyeceğim. Bariyeri ancak geçerliliklerini yitirecek olan dersaneler oluşturacaktır. Fakat bu bariyer çok güçlü bir bariyer olmasa gerek. ÖSS Sisteminin değişmesi konusunu çoktan takibe almışken, takip edilecek yeni bir gündem daha oluştu. Bu konudaki yeni açıklamaları dört gözle bekliyorum. Soruna yaklaşımın sadece bu sözlerle kalmaması, somut eylemlere dönüşmesi dileğiyle.
Youtube kapandı kapanalı Google Video ile idare eder oldum. Bugün yine Google Video’da gezerken rastladığım bu videoda İngilizce alfabeden yola çıkarak kelimeler ve bu kelimelerin Amerikan telaffuzları sergileniyor. Oldukça faydalı bulduğum bu videoyu İngilizce öğrenen herkese tavsiye ediyorum. Video 50 dakika kadar uzun bir zaman alıyor, bu sebeple bir yolunu bulup indirilmesinde fayda var diye düşünüyorum. Ayrıca teknolojik imkanları sağlam olan okullarda, güzel bir öğretim materyali olarak da kullanılabilir.
Firefox 3 çok yakında geliyor. Gelirken de ayak seslerini iyice duyurmak istercesine bir rekor denemesi yapacak. Çok yakında çıkacak olan Firefox 3, yayınlandığı gün “24 saat içinde en çok indirilen yazılım rekorunu“ kazanmayı hedefliyor. Burda iş bize düşüyor. Önce gidip bir indirme sözü vereceğiz [ki şimdiden dünyanın dört yanından 700Bin üzerinde söz alınmış], e-mail adresimizi teslim edeceğiz, Firefox 3 yayınlandığı gün mail ile haberdar olup koşa koşa indirmeye gideceğiz ve internetin keyfini daha da güzel yaşamaya devam edeceğiz. İyi ki varsın Mozilla, iyi ki varsın Firefox. Buyrun hemen gidelim. Hızlı ve keyifli internetler.
İngilizce seviyesinin henüz düşük olduğu tüm yaş gruplarında, İngilizce öğretiminin değişmez parçası sanırım tekrar [repetition] olmalı. Her türlü kelime veya dil yapısının sunulmasının ardından, öğrenenler bu yapılar veya kelimelere odaklanmak ve pekiştirmek için bu [eğlenceli] denetimli etkinliğe ihtiyaç duyarlar. Seviye ne kadar düşükse, tekrar o kadar önemli bir rol oynar. Tekrarın en büyük özelliği, henüz cümle kuramamalarına rağmen, öğrencilerimin ne dediklerini düşünmek zorunda kalmadan, dili kullanabildikleri hissini yaşaması bence. Tabi ki “hadi ben söyledim siz de söyleyin” demek yetmiyor. Peki İngilizce öğretiminde tekrar nasıl yaptırılmalı?
İngilizce öğretiminde tekrar yaptırırken, ihmal edilmemesi gereken 3 temel basamak var.
İlki; öğretmenin kelime veya yapıyı söylemesi ve öğrencilerin bunu duyması. En önemli aşama olarak gördüğüm bu aşamada, öğrenciler ilk defa karşılaştıkları yapı veya kelimeleri girdi olarak doğru şekilde alabilmeliler. Bu aldıkları girdiyi kendi kendilerini içlerinden tekrar ederek, sözlü olarak tekrarın temelini de sağlamalılar.
İkinci aşamada ise toplu şekilde tekrar etme geliyor. Bu aşama, henüz tam olarak hazır olunmayan sözel eylemin bir alt basamağı. Bu şekilde tekrarı kullanarak, öğrencilerin çekingenliklerini üstlerinden atmalarını, eğer bir önceki basamakta problem yaşamışlarsa bu problemi hemen çözmelerini sağlaması bakımından önemli. Toplu şekilde tekrar bir miktar uzun tutulursa daha faydalı oluyor. Önce tüm sınıfla başlayıp, sonra sınıfın yarısı-diğer yarısı, sadece kızlar-sadece erkekler, beşerli gruplar vb. gibi çeşitli şekiller verilerek monotonluktan da kurtarılabilir.
Son aşama ise bireysel tekrar. Yukardaki tüm aşamalar başarıyla tamamlandı ve artık kişisel olarak tekrar aşamasının temelleri hazır. Rastgele seçilecek bir veya birkaç öğrenciye tek başına tekrar ettirerek etkinliği bitirebiliriz ve diğer yapı ve kelimelerimize geçebiliriz.
Tekrar aktivitelerinde dikkat etmemiz gereken birkaç şey ise şöyle sıralanabilir:
- Öğretilecek kelimenin yazı formunun tekrardan önce mi sonra mı verilmesi gerektiği kafa karıştırıcı bir durum. Kendi tecrübelerimden yola çıkarsam, önce yazıp daha sonra söyleyip, en son tekrar yaptırmanın, önce tekrar yaptırıp en son yazmaktan daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Ama söylendiği gibi yazılmayan bir dil olan İngilzce’de, her iki türlü denemelerim sonucunda, öğrencilerimin yazım hatalarının tam olarak önüne geçebildiğimi söyleyemeyeceğim.
- İlk aşamanın en önemli aşama olduğunu kesinlikle unutmamak gerekiyor. İlk kez karşılaştıkları bir kelime veya yapıyı yeterince duymaları için bir çok kez tekrarlamalı, öğrencilerin duyduklarından emin olmalıyız.
- Öğrencilerin her tekrarından önce kelimeyi yeniden ve yeniden söylemeliyiz. Çünkü bir kez söyleyip pek çok kez tekrarlamalarını istediğimizde, öğrencilerin çoğu bizim söylediğimizi hatırlamaktan çok, en son duydukları şekliyle söylemeye eğilimli olacaktır. Bu durumda yakınındaki herhangi bir öğrencinin söylediği yanlış şekliyle tekrar edebilir ve bunu farkedememiz halinde yanlış haliyle öğreneceklerdir. İlk seviyelerde kazanılan bu hatalı formları ilerleyen aşamalarda düzeltmek gittikçe zorlaşır.
- Öğrencilerin tekrara aynı anda başlaması ve aynı ritmde söylemeleri önemlidir. Aksi takdirde kimin ne dediği anlaşılmayan bir gürültü içerisinde kalabilirsiniz. Bunu sağlamak için [özellikle cümle tekrarlarının] bir ezgi yardımıyla veya parçalar [chunk] halinde tekrarlatma yöntemleri kullanılabilir.
- Öğrencilerin yaş grupları tekrar etkinliklerinde çok büyük rol oynamakta. 4-6 sınıflar tekrar aktivitelerine büyük hevesle ve bütün ses ve nefeslerini kullanarak katılırken, 6. sınıf üzerinde özellikle de lise seviyesindeki öğrencilerinizden fısıltı şeklinde sesler duyabilirsiniz. [Daha önce çalıştığım özel kursta 35 yaş üzerindeki birkaç öğrencim tekrar etkinliklerinde genellikle dudaklarını bile kıprdatmazlardı.] Ama üzgünüm ki bu durumlarda onları nasıl ikna edeceğinize dair yöntemler veremeyeceğim.
- Tekrar etkinliği, aynı şekilde devam ettirildikçe monotonlaştığı için sıkıcı bir duruma gelebilir. Bu yüzden söylenişi çeşitli şekillerde yapmak [kızgın, üzgün, rap şeklinde, melodili, yükselip alçaltma, fısıltıyla söyleme, sesi dalgalandırma vb.] etkinliğe ayrı bir renk katacaktır.
- Unutulmaması gereken şey, tekrar etkinliğinin İngilizce öğretiminde vazgeçilmez bir unsur olduğudur. Bu yüzden göz ardı edilmemesi gereken en önemli etkinliklerden birisidir.
Herkese iyi dersler.
Nikotinsiz kendimi eksik hisseden ben ve benim gibi hisseden pek çok kişi için işkence sayılabilecek olan sigara yasağı bugün itibariyle uygulamada. Bundan böyle kamu hizmet binaları, koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, ticaret, sosyal, kültürel, spor ve eğlence yerlerinin kapalı alanlarında sigara içilemeyecek. Bu binaların bahçelerinde de [cami avlusu ve hastane bahçesi dışında] sigara içmek yasak. Ayrıca sigara reklamları da yasaktan nasibini aldı, aldık etrafta sigarayı çağrıştıran reklam bile göremeyeceğiz. Televizyonda sigara içilen filmler de izleyemeyeceğiz, olursa da buğulandırılır artık. Her türlü medya kuruluşu da ayda 90 dakikalık “sigaranın zararları” temalı yayın yapacak. Neyse ki kafe, lokanta ve barlar için tütüm yasağı 19 Temmuz 2009′da başlıyor.
Uymayanlara cezalar da gayet ağır. İzmariti yere atma 20Ytl. Yıllar önce bir yazı okumuştum, nerede hatırlamıyorum. Anlatan, sigara içilmeyen alanda sigara içtiği için ceza alıyor ama cezanın hangi kuruma ve ne şekilde ödeneceği belli olmadığından, Valilikten başlayarak pek çok kurumu gezmiş fakat gittiği tüm kurumlar “biz bunu almaya yetkili değiliz” diyerek geri çeviyorlar. Bu kez cezayı ödeme yeri belirlenmiştir umarım :)
The Guardian bile sigara yasağımızı haber yapmış ve başlığını çok manidar seçmiş. Evet, ben de gönülsüz bir Türk olarak yasağa kendimi adapte etmeye çalışacağım ama nasıl? Siz ne düşünüyorsunuz yasak hakkında, iyi mi oldu kötü mü?
Depresif Günlük, 2006 yılının Şubat ayında, yazarının garip ruh halinin sonucunda doğdu. Tıpkı yazarı gibi aynı adreste uzun süre kalamadı hiç; en sonunda şu anda misafiri olduğunuz yuvasını bulana dek. Yazar