Ehiyet sınavını verir vermez memlekete doğru yollandım. Yine [gündüzlerime kıyamadığım için] tüm gecemi alan berbat bir otobüs yolculuğu ve bir de ekstrasından sonra nihayet vardım evime. Özlem çabuk bitti her zamanki gibi, uzundur görmediğim dostlarımla buluştum, uzun zamanlık yalnızlığı sosyalleştirdim ve büyük şehre geçtim bu sefer de, bu kez trenle. İlk erkek yeğenimle tanıştım, kaç kez amcalıktan sonra ilk kez dayılığı da öğrendim. Şimdi de direksiyon sınavını, ardından yüksek lisans başvurusunu, mülakatı - bilim sınavını… Haftaya geri döneceğim yalnızlığıma, belli ki daha mutluyum orada, sonra dostlarım gelecek ziyaretime sırayla… Ve bu tatil de böyle bitecek… Çok boş kaldığımdan yazıyorum bunları da, yayınlanma değeri bile olmasa da… Öyle işte, saçmalamak iyi geliyor bazen insana…

5 Temmuz MTSS Sınavı başarıyla verildi ve buralarda şimdilik işler tamamlandı. Eskişehir ve oradan da İstanbul yolları göründü. Yolculuk yapmayalı otobüs fiyatları fırlamış maşallah, Çanakkale - Eskişehir 43 YTL olmuş. Şu ehliyeti alıp hemen araba almak lazım :)

5 Temmuz Cumartesi günü saat 11.00′da, Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı’na gireceğim. Ağustos sonunda B sınıfı bir ehliyet ve karizmatik bir Ford Taunus sahibi olmam lazım :)

Nikotinsiz kendimi eksik hisseden ben ve benim gibi hisseden pek çok kişi için işkence sayılabilecek olan sigara yasağı bugün itibariyle uygulamada. Bundan böyle kamu hizmet binaları, koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, ticaret, sosyal, kültürel, spor ve eğlence yerlerinin kapalı alanlarında sigara içilemeyecek. Bu binaların bahçelerinde de [cami avlusu ve hastane bahçesi dışında] sigara içmek yasak. Ayrıca sigara reklamları da yasaktan nasibini aldı, aldık etrafta sigarayı çağrıştıran reklam bile göremeyeceğiz. Televizyonda sigara içilen filmler de izleyemeyeceğiz, olursa da buğulandırılır artık. Her türlü medya kuruluşu da ayda 90 dakikalık “sigaranın zararları” temalı yayın yapacak. Neyse ki kafe, lokanta ve barlar için tütüm yasağı 19 Temmuz 2009′da başlıyor.

Uymayanlara cezalar da gayet ağır. İzmariti yere atma 20Ytl. Yıllar önce bir yazı okumuştum, nerede hatırlamıyorum. Anlatan, sigara içilmeyen alanda sigara içtiği için ceza alıyor ama cezanın hangi kuruma ve ne şekilde ödeneceği belli olmadığından, Valilikten başlayarak pek çok kurumu gezmiş fakat gittiği tüm kurumlar “biz bunu almaya yetkili değiliz” diyerek geri çeviyorlar. Bu kez cezayı ödeme yeri belirlenmiştir umarım :)

The Guardian bile sigara yasağımızı haber yapmış ve başlığını çok manidar seçmiş. Evet, ben de gönülsüz bir Türk olarak yasağa kendimi adapte etmeye çalışacağım ama nasıl? Siz ne düşünüyorsunuz yasak hakkında, iyi mi oldu kötü mü?

{democracy:2}

Uzun zamandır beklediğim bir şey oluyor ve üniversite giriş sistemini değiştirme konusunda ciddi bir çalışma başlıyor sanki. MEB; bu konuda çalışmalara başlamış ve sınavı kaldırmadan, her öğretim yılı sonunda yapılacak bir sınav ve AOBP ile birleştirme ve en sonunda yine ÖSS’ye ekleme gibi şimdikiyle büyük farklılıklar göstermeyen bir sistemden söz etmişti. YÖK Başkanının yaptığı açıklamalar da çok net değil fakat tek ayaklı sınav en sonunda devrilecek gibi duruyor. Özcan’ın söylediği sistem anladığım kadarıyla şöyle işleyecek:

Önce değişik alanlar belirlenecek (Matematik, Fizik, Genel Kültür gibi) ve öğrenciler bu alanlar arasından 5 tanesini seçip bu sınavlara girecekler. Üniversiteler, hangi bölümlere hangi alanların puanıyla öğrenci kabul edeceklerini belirleyecek. Öğrenciler girdikleri 5 sınavın 3 tanesinden aldıkları puanlarla üniversitelere başvuracaklar. Ve üniversiteler bu puanlara bakarak öğrencileri kontenjanları kadarıyla kabul edecekler. En özü bu ama uygulama konusunda belirsizlikler kafa kurcalayıcı.

Mesela Özcan “Yerleştirme yine ÖSYM tarafından yapılabilir, ama Üniversiteler de yapabilir” diyor. Ama aslında çok önemli bir nokta bu. Eğer öğrenci kabul etme görevi üniversitelere verilecekse, üniversitelerin sadece puanlarına göre öğrenci kabul etmeleri beklenmemeli, üniversiteye seçim hakkı tanınmalı. Yoksa bu görevi üniversiteye yüklemenin bir anlamı kalmaz. Üniversitelere kendi öğrencilerini seçebilme hakkı verildiğinde ise bu sefer ülkemizin en büyük belası “torpil” tartışmaları çıkacak kesinlikle. Bu konuyu burada kesip daha sonra değinmek istiyorum. Açıklamalar üzerinden devam edelim.

Sınav yine tek mi olacak? Sorusunu Özcan “Tek ama istendiği zaman ve birden fazla girilebilen bir sınav öngörüyoruz” diyerek yanıtlamış. Asıl kargaşa burada başlıyor, mesela öğrencilere sınavlara 2’er kere girme hakkı tanıdık. Öğrenci zaten 5 farklı sınava girecek ve her birine 2’er kere girdiğini varsayarsak öğrencimiz 1 yerine 10 sınava girmiş olacak. Bir de sınavların okul açılmadan yapılacağını söylemiş Özcan. Ayrıca sınavların ya sadece Ankara’da ya da belirlenecek merkezi birkaç vilayette yapılmasından yana olduğunu belirtmiş. Ve bunları ardı ardına sıraladığımda sayın Özcan’ın belirttiği “Psikolojik Stres azalacak” tahmininin tam tersini seziyorum. En azından alırsak 5 ayrı sınav için harcanacak çaba, bunun yanında her sınavın başvurusu, eğer sınavın yapılacağı vilayette ikamet etmiyorsa öğrenci, en az 5 kez gidilecek, kalınacak farklı bir il… Tüm bunların bir de maddi yönü hesaba katıldığında, hem öğrenci hem de veli açısından stresin daha yoğun yaşandığı bir yıl görüyorum ben büyük resimde.

Sınav soruları nasıl olacak? Özcan, “Onu kaldıran konularda tüm sorular açık uçlu olacak” demiş. Açık uçlu sorular olacağı için Optik Okuyucular devre dışı kalıyor. Bu durumda kağıtlar tek tek okunarak değerlendirilecek demek oluyor. Bu sınavların değerlendirmesini hangi uzmanlar yapacak? Değerlendirmedeki objektiflik nasıl sağlanacak? Bu sınavlarda puanlama nasıl yapılacak? Ve bunun gibi yine bir çok soru geliyor aklıma ama uzatmayacağım yine.

En çok beğendiğim yön ise alan ve katsayı gibi gereksiz şeylerin sistemden elenmiş olması. O çok değerli olması gereken Meslek Liselerinin değeri geri verilir böylece. 15 yaşındaki bir çocuğa “mesleğini bugünden seç, ona göre ders vereceğiz” dayatması tarih olur. Ve çok uzun yıllar önce abimin meslek lisesinden mezun olup hukuk okuyarak çok başarılı bir avukat olması bugünkü gibi eski ve güzel bir hatıra olarak anılmak yerine nice kez tekrarlanabilir.

En sona kafamı en çok kurcalayan durumu bıraktım. Tüm bu sistemde yine Ortaöğretim Kurumunun yeri yok. Yine sınavlar var ve yine dersaneler olacak bu durumda. Tüm bu sınavlı mınavlı sistemler yerine sadece ortaöğretim performansına (bakınız not veya ortalama veya şu puan bu puan değil: PERFORMANS) ve öğrencinin ilgi ve yeteneklerine bağlı olarak yüksek öğretime geçilecek bir sistem düşünsek. “Diğer ülkelerde nasıl oluyor yahu?” diye bakıp bakıp kopya çekmek yerine, kendimiz baştan bir sistem yaratsak, bu sistemi ihraç etsek… Hiç mi eğitim bilimcimiz yok, hiç mi profesörümüz, uzmanımız, akademisyenimiz yok. Çok mu zor yoksa ben mi çok hayalperestim? Nedir?

Not: Çok acele yazdım, hatalar ve eksiklikler olabilir. En kısa zamanda üstünden tekrar geçeceğim, sizlerin katkılarını da bekliyorum.

Zaman uzatmış parmağını yüzüme, sadece boşluğu kucaklayacak kollarım bundan sonra. O büyük resim gözlerimin önünde işte, her yıl için iki şişe devirip unutmuşken sen, ben geçmişime dayanmış, ayaklarıma ha gayret diliyorum… Ve hala bilinmezlerin peşinden koşuyorum, muğlâkların satır aralarını okumaya, bu lisanı çözmeye, dilini dilime çevirmeye koşuyorum… Sen yeni öğrendiklerinle mutluluğu kokla, tenin yeni yabancı terlerle ıslansın, aklın bildiklerinden uzakta; ışığımı alıp gidiyorum ben, bir huzur sende bir rahatlama. Yeni hayatımı kurmak için bir boşluk arıyorum, sana yakın sana uzak herhangi bir yer diyorum, bulamıyorum. Geçmişime dolanıp geleceğimi yıkıyorum, ışığımı alıp gidiyorum. Yeni sarmaşıklar sarılmışken sana, çıplak bir sütun düşlerimi ayakta tutuyorum bir başıma. Arada çıkarıp başımı balkonumdan, yanıyor mu diye kokluyorum, yanıyor, yanıyorum… Benim derdim başka…

Duygusuzum işte yine, mutsuzluğumu arıyorum izlerinde…

Benim derdim başka, ışığımı alıp düştüm yollara…

Tanıyorum bu kokuyu, dalgakırana çarpıp dağılan suyu, yelkenlerin ıslığındaki rüzgârı, bu kordonu, bu bulvarı, bu hanı, karanlık sokakları, sıkıntıyı, hüznü, yalnızlığı, senle gidişimi, sensiz dönüşümü…

Işığımı aldım yeni kokulara bakıyorum uzaktan… Tanımadığım kokulara…

Işığımı aldım… Bildiklerime çok yakınım, uzağım bilmediklerimi unutmaya…

İtiraf et, seviyorsun hüznü kederi
Acı besler, uyandırır boş vermiş bünyeyi….

Kaç zamandır yazayım yazayım diyorum ama yazamıyorum… Artık toptan bir üstünden geçmek lazım neler olmuşsa…

Okulumuzda açılan Intel Öğretmen Kursu [O da nesi diyenler buraya tıklayabilir] bitti. Grup Aysberg olarak yaptığımız “Maddenin Değişimi ve Tanınması” konulu Proje Tabanlı [ve bol Teknoloji Destekli] Eğitim çalışmamız şu adreste sergilenmekte…

  • 4 Mayıs Pazar günü KPDS sınavına ilk kez girmiş bulundum. Zor muydu; sanırım kolaydı ama içimde emin olamamanın verdiği bir huzursuzluk mevcut…
  • KPDS sınavı için gittiğim İzmir’i hiç sevmedim… Büyük şehir bana göre değil… Ama iki gün için bile olsa dostlarla görüşmek; özlem gidermek büyük keyif…
  • KPDS yetmedi bu pazar da ALES var beni bekleyen… Matematik çalışmak lazım biraz biraz…
  • Ehliyet kursuna başvurdum, Ağustos’ta ehliyetli olacağım umarım…
  • Bugün blogdaki videoları görüntüleyemediğim için farkettim ki youtube gene yasaklanmış… Yalama oldu gariban… Şimdi yine iş çıktı diğer video paylaşım sitelerinde bulup videoların adreslerini güncellemem gerekiyor…
  • PES 08 oynamaktan sıkıldım, EA şu işe el atıp Pro Street rezaletini telafi etmek için NFS‘nin yeni oyununu çıkarsa, fonu da Rihanna‘dan Shut Up and Drive ile süslese de biraz eğlensem diyorum…
  • Blog Ödülleri oy verme süreci sona erdi ama sonuçlar açıklanmadı… Daha da garibi ödüller açıklanmadı. Ne ödül ne derece beklediğim yok ama Blog Ödülleri diye başlatılan bir yarışma bittiğinde hala ödüllerinin belli olmaması garibime gidiyor ne yapayım
  • Ödüller açıklandı ama Vista Ultimate Edition’dan daha fazlasını bekliyordum açıkcası…

Sevgiler…

Oh Shit! (Oh Shit Oh Shit)…

Are you ready for this?

Telefonumun alarmı yeni bir güne uyandırıyor beni bu motivasyon dolu sözlerle. Hazır mıyım? Herhalde bir beş dakika sonra hazır olurum ümidiyle erteliyorum birkaç kere… En sonunda hazır olmasam da başlamak zorunda olduğum güne gösteriyorum gözlerimi bin bir zorlukla.

“Good Morning Teacher”

“Good Morning Canım”

Bahar çoktan gelmiş ve yaz soğuk geceler soğuk sabahlar arasından sıyrılıp tırmandırıyor termometreleri.

“Good Evening Teacher”

“Good Evening Canım”

Ve akşam yavaştan yalnızlığıma kararıyor…

“Good Night Myself

“Sweet Dreams”

Hiçbir şey değişmiyor işte, eksilip yiten parçalarım dışında…

And so it is

Just like you said it would be

Life goes easy on me

Most of the time…

And so it is

The shorter story

No love no glory…

Son zamanlarda yazamadım çünkü daha önce başka bir okula yaptığım şeyi şimdi kendi okuluma yapıyorum. Nedir o: bir web sitesi… Milli Eğitimin koyduğu pek çok kurala uygun, sade ama güzel bir şablon yapmaya çalışıyorum. Bu arada yorulduğum ve dinlenmeye çalıştığım zamanlarda da şu siteye gidip gitarımla yeni şarkılar tırgındatmayı öğrenmeye çalışıyorum. Bu gördüğünüz Pink Floyd efsanesi Wish You Were Here şarkısının “Complete Idiot Guide” sayılabilecek kadar açıklamalı bir anlatımı. Sizin de işinize yararsa en mutlu. Diğer bölümlere bu sayfayı ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

1994 yılıydı… Her ortaokul öğrencisi Anadolu veya Fen Lisesine girmeye çalışırdı, dershaneler yaygınlaşmaya başlamıştı ama yine de fazla rağbet gören kurumlar değildi… Üniversite sınavı hala iki aşamalıydı… Bu şartların olduğu bir dönemde okulumuza gelen bir kurum bizi bir sınava tabi tuttu ve bu sınav sonucunda 4. olarak 1 yıllık bedava dershaneye gitme hakkı kazanmıştım… 1 yıl devam ettiğim dershanede, dersten çok başka konularla ilgilendik…

1999 yılıydı… Üniversite sınavı sadece ÖSS’ye indirgenmişti… Dershaneye gitmek artık okula gitmek gibi bir durum haline gelmişti… Başımdan geçen bir kaç ilginç olaydan sonra Lise 2′yi Yabancı Dil bölümünde okumama rağmen Lise 3′te Fen Bölümüne geçmiştim… Arayı kapatmak için bir dershaneye yazıldım… Yine bir kaç ilginç olayından sonra 5 haftalık sürenin ardından bu yararsız uğraştan vazgeçip Yabancı Dil bölümüme geri döndüm… .Ve dershanesiz bir öğrenci olarak üniversiteye girdim…

Nedir dershaneleri bu kadar yüce yaratıklar haline getiren?

1994 ile 1999 arasında geçen 5 yıl,ülkedeki tüm eğitim sistemini etkilemiş, okullardaki eğitim yetersiz görülmeye başlanmış ve dershanelerin altın çağı yaklaşmaya başlamıştı… Bugüne baktığımızda, yöneltilen tüm eleştirilere rağmen, dershaneler hala gözbebeği… Dershane olmadan herhangi bir okulun kazanılamayacağı inancı artık öğrencilerin yanında ebeveynlerin de iman ettikleri bir olgu haline geldi… İnanması biraz güç olsa da artık okullarımızdaki öğretmenlerimiz de bu inanca sahip… Bu durumda, dershanenin okulun önüne geçmesi kaçınılmazdı ve öyle de oldu… Okulun son aylarında bir şekilde rapor alınıp okul boşlanıyor, öğretmenler ve okul yönetimleri son sınıfta okuyan öğrencilere imtiyazlı davranıyor… Herşey üniversite için…

Yüksek Öğretimi tek başına bir meziyet haline getirip daha sonra da tüm genç nüfusu buraya yönlendirdik ve şimdi üniversite kapısında büyük bir kuyruk var… Bu kuyruk üniversite sonrasındaki KPSS gibi sınavlarda da karşımıza çıkıyor… Ve dershaneler bu kuyruklardan da kendine bir pay alabilmek için yelpazesini genişletiyor… Üniversite bitirilip hayata atılan büyük bir kitle de değişik kurumların kapısında bir meslek sahibi olabilmek için kuyruklar oluşturuyor… Yakında dershanelerin meslek eğitimi vermesi ve böylece üniversite mezunu olmaktan başka bir meziyeti olmayan pek çok mezuna çeşitli meziyetler kazandırıp iş gücü oluşturması da muhtemel…

Sınava endeksli eğitim dershaneleri yarattı ve dershaneler bundan en iyi şekilde yararlanmayı sürdürüyor… Bu sınavlar kalkmadıkça böyle süreceği de açık… Peki sınavın alternatifi nedir? Tartışmalarda hep “Ülkemiz şartlarına uygun biçimde” gibi bir cümle kurulur. Bizim ülkemizi diğerlerinden ayıran bu acayip fark nedir? Neden tüm dünyadaki uygulamalar bizim ülkemiz koşullarına uyumsuzdur? Dersane ve ÖSS gibi sınavların eğitimin önüne geçmesi mi uygundur ülkemiz koşullarına? Bitirirken sormak istiyorum: “Aranızda dersaneye gitmeyen var mı?”

Depresif Günlük, 2006 yılının Şubat ayında, yazarının garip ruh halinin sonucunda doğdu. Tıpkı yazarı gibi aynı adreste uzun süre kalamadı hiç; en sonunda şu anda misafiri olduğunuz yuvasını bulana dek. Yazar hakkında.