Kategori: Aktüel

CeBiT 2007′de en sevindiğim haber Telekom’un tanıttığı ve Ocak 2008′de kullanıma sunmayı planladığı VDSL2 idi. Aradan geçen 9 aylık sürede [CeBiT 08 için 2 ay kadar kalmışken], VDSL2 ile ilgili 2 yazı yazdım [birisi burada] ama Telekom tarafında hiçbir ses seda yoktu. Ta ki “Jembey“in oynadığı VDSL2 reklamları televizyonda dönmeye başlayana kadar. Reklamı görür görmez hemen girip Telekom’un sitesini inceledim ama hala VDSL2 hakkında bir açıklama yoktu. Bugün tekrar kontrol ettiğimde, 1 Temmuz tarihli şu açıklamayı gördüm:

Türk Telekom mevcut internet hızını 8 kat artıran VDSL2 hizmetini 1 Temmuz itibariyle sunmaya başladı. Türk Telekom’un bu yeni yatırımı sayesinde Türkiye dünyada VDSL2 teknolojisine geçen ilk ülkelerden biri oldu[....]

Açıklamanın devamında 1 Temmuz itibariyle VDSL2′nin servis sağlayıcılara sunulduğu ve 16Mbit ile 32Mbit olarak iki farklı paket şeklinde hizmet verileceği belirtiliyor. Ve 1 VCD filmin 29 dakika yerine 4 dakika sürede indirilebileceğinden bahsediliyor. Böylece Telekom CeBiT’teki açıklamasına göre 7 ay gecikmeli olarak topu servis sağlayıcılara atmış oluyor. Şimdi dört gözle TTNET ve diğerlerinin hizmeti bizlere ulaştırmaya başlamasını bekleyeceğiz. VDSL2 acaba ADSL ücretlerini etkileyecek mi? Sundukları paketlerde [32Mbit gibi hızda] yine limitli kullanım gibi garip bir seçenek de bulunacak mı? Ve genel olarak fiyatları ne kadar uçuk olacak diye meraktan ölüyorum. Gelsin artık da [eğer doğruysa] ilk defa dünyada ilklerden birini yaşayalım.

Sabahtan beri tüm dünyada dört gözle beklenen ve zamanın çok açık belirtilmemesi sebebiyle pek çok dudaktan şikayetlerin dökülmesine sebep olan Firefox 3 yaklaşık iki saat önce yayınlanmaya başladı. Fakat sunucularını çökerten yoğun kitlemizin etkisiyle tam vaktinde indirilmesi mümkün olmadı. Ve sonunda sunucu sorunlarından kurtulan Firefox 3 an itibariyle indirilebilir durumda.  Koşalım, indirelim, sözümüzde duralım, dünya rekorunu alalım, hızlı internetin keyfine varalım…

Niçin acaba öğrenciler üniversite hazırlık kurslarına giderler?

Buna benzer bir soruyu ben de daha önce sormuş ve hakkında bazı şeyler karalamıştım.  Bu soru çoğumuzun aklına gelen ve beyin fırtınaları yarattırabilen bir soru. Yani aslında ilginç olan soru değil, ilginç olan bu soruyu kimin sorduğu. Bu sorudan sonra bir de şu cümle kuruluyorsa aynı ağızdan durum daha da ilginç oluyor:

Öyle bir sistem var ki okulda öğrendiği bilgiden imtihan edilmiyor, onun dışında bir bilgiyle imtihana tabi tutuluyor.

Bunları söyleyen kim peki: Recep Tayyip Erdoğan. Yani iki dönemdir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı. Ülkenin Başbakanı böyle bir soru sorunca, benim de aklıma başka bir soru geliyor: “Bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı iktidardaki partinin bir mensubu değil miydi?” Öğrencilerin okulda öğrendikleri müfredatı, okullarda okutulacak kitapları, öğretmen kılavuz kitaplarını [diğer bir deyişle yıllık, günlük ve ders planlarına kadar bütün planları] tüm ülkede standart olarak hazırlayan birim Milli Eğitim Bakanlığı’ndan başkası değil. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı, Ortaöğretim düzeyinde öğrenilmesi gerektiğine inandığı konularla şekillendirdiği müfredatını yetersiz buluyor olmalı ki onun dışında bilgileri yoklama ihtiyacı hissediyor yükseköğrenim için.

Tayyip Erdoğan şöyle bir soru sorarak devam etmiş:

Okullarımız yok mu, var. Bu okuldan mezun olan yavrularımız mezun olduğu zaman, niçin üniversiteye rahatça giremesin?

Evet, niçin giremesin? Çok güzel bir soru. İşin temeline inelim o zaman. Maddelerle şu sistemi bir inceleyelim:

  • İlköğretim seviyesinde sınıf tekrarı olmaması [yönetmeliğe göre olmasına rağmen uygulamada olmaması] bir nebze doğru bir karar olarak algılanabilir. Fakat, bu yüzden yeterli donanımı kazanamadan ortaöğetime devam eden öğrenciler sebebiyle ortaöğretimdeki genel kalitemiz giderek düşmekte.
  • Eskiden yüzüne pek bakılmayan düz liseler, Meslek Liselerine rağbetin azalmasıyla atağa kalktı, öğrenci sayıları arttı. Sınıf mevcutları çoğaldı.
  • Ortaöğretim Kurumlarında, Meslek Liselerinin önü uzun süredir tamamen kapalı olduğu için meslek sahibi gençler yetiştirmemiz neredeyse imkansız hale geldi. Benim zamanında sınav kazanılıp girilen meslek liselerine öğrenciler artık “Hiçbiryeri kazanamadı, bari meslek lisesine gitsin” diye gönderiliyor. Meslek Liselerinin önünün kapatılmasıyla etrafta Anadolu Lisesi, Fen Lisesi ve benzeri ortaöğretim kurumların sayısı olağanüstü arttı, bu artış bu kurumlara girişleri kolaylaştırdı, bu liselerdeki öğrenci kalitesi doğal olarak düştü.
  • Üniversiteye yerleşemeyen öğrenciler ÖSS sınavlarında sayıları her yıl katlanarak artan büyük kalabalıklar olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor.
  • Üniversite sayısını artırarak çözüm bulunacağına inanan bir düşünceyle, üniversite sayıları da giderek artmakta. Bundan 10 Yıl sonrasında Lisans Mezunu işsizlerimiz büyük bir kaos yaratacak gibi görünüyor.
  • Ülkenin eğitim sorunları hiçbir zaman bir zeminde tartışılmadı, tartışılmıyor, uzmanlar eğitim konusunda hiçbir zaman söz sahibi yapılmıyor, danışılmaya tenezzül edilmiyor. Garip bir şekilde üniversiteler bilim yuvası gibi değil de Meslek Edindirme Merkezleri gibi görünüyor. Akademisyenlere gereken değer verilmiyor.
  • Milli Eğitim son derece plansız, programsız ve ani kararlarla düzenlenmeye çalışıldıkça, daha da kötüye gidiyor. Son örneğini daha birkaç gün önce yaşadık. Okulların kapanmasına 1 gün kala Ortaöğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliği değiştirildi. Öğretim Yılı sonuna bir gün kalmışken, birdenbire değişime gidilmesi bu kadar mı acil idi, önümüzdeki yıl başında yayınlanırsa ne gecikecekti, ne aksayacaktı, veya neden ikinci dönemin başında veya ortasında değiştirilmedi de dönemin son gününde değiştiliyor belli değil.

Daha söylenecek çok şey var ama fazla da uzatmaya gerek yok. Tayyip Erdoğan’ın şu sözlerini de ekleyerek yavaş yavaş bitirmek istiyorum:

Çok açık, net söylüyorum, Milli Eğitim Bakanımla konuşuyorum, niçin acaba öğrenciler üniversite hazırlık kurslarına giderler? Bunu anlamakta zorlanıyorum. Anlıyorum da, bu sistem nasıl oluşturulmuş? Bunu kaldırmaya kalktığınız zaman acaba hangi bariyerlerle karşı karşıya kalacaksınız?

Sistemin nasıl oluştuğu değil asıl sorunumuz, sorun olan yerler de son derece açık. Milli Eğitim Bakanı’na soruysanız sorunu öğretmenlere bağlamıştır. İşin ilginci bu öğretmenleri yetiştiren de, işe alan da yine Milli Eğitim Bakanlığı. Ayrıca, siz bu sorunu çözmeye gerçekten niyetliyseniz, biz öğretmenler sonuna kadar arkanızdayız. Ben çocuklarıma test tekniğini değil, branşım olan İngilizce’yi öğretmek istiyorum ve bunu sağlayacak doğru düzgün bir sisteme her zaman evet diyeceğim. Bariyeri ancak geçerliliklerini yitirecek olan dersaneler oluşturacaktır. Fakat bu bariyer çok güçlü bir bariyer olmasa gerek. ÖSS Sisteminin değişmesi konusunu çoktan takibe almışken, takip edilecek yeni bir gündem daha oluştu. Bu konudaki yeni açıklamaları dört gözle bekliyorum. Soruna yaklaşımın sadece bu sözlerle kalmaması, somut eylemlere dönüşmesi dileğiyle.

Nikotinsiz kendimi eksik hisseden ben ve benim gibi hisseden pek çok kişi için işkence sayılabilecek olan sigara yasağı bugün itibariyle uygulamada. Bundan böyle kamu hizmet binaları, koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, ticaret, sosyal, kültürel, spor ve eğlence yerlerinin kapalı alanlarında sigara içilemeyecek. Bu binaların bahçelerinde de [cami avlusu ve hastane bahçesi dışında] sigara içmek yasak. Ayrıca sigara reklamları da yasaktan nasibini aldı, aldık etrafta sigarayı çağrıştıran reklam bile göremeyeceğiz. Televizyonda sigara içilen filmler de izleyemeyeceğiz, olursa da buğulandırılır artık. Her türlü medya kuruluşu da ayda 90 dakikalık “sigaranın zararları” temalı yayın yapacak. Neyse ki kafe, lokanta ve barlar için tütüm yasağı 19 Temmuz 2009′da başlıyor.

Uymayanlara cezalar da gayet ağır. İzmariti yere atma 20Ytl. Yıllar önce bir yazı okumuştum, nerede hatırlamıyorum. Anlatan, sigara içilmeyen alanda sigara içtiği için ceza alıyor ama cezanın hangi kuruma ve ne şekilde ödeneceği belli olmadığından, Valilikten başlayarak pek çok kurumu gezmiş fakat gittiği tüm kurumlar “biz bunu almaya yetkili değiliz” diyerek geri çeviyorlar. Bu kez cezayı ödeme yeri belirlenmiştir umarım :)

The Guardian bile sigara yasağımızı haber yapmış ve başlığını çok manidar seçmiş. Evet, ben de gönülsüz bir Türk olarak yasağa kendimi adapte etmeye çalışacağım ama nasıl? Siz ne düşünüyorsunuz yasak hakkında, iyi mi oldu kötü mü?

{democracy:2}

Uzun zamandır beklediğim bir şey oluyor ve üniversite giriş sistemini değiştirme konusunda ciddi bir çalışma başlıyor sanki. MEB; bu konuda çalışmalara başlamış ve sınavı kaldırmadan, her öğretim yılı sonunda yapılacak bir sınav ve AOBP ile birleştirme ve en sonunda yine ÖSS’ye ekleme gibi şimdikiyle büyük farklılıklar göstermeyen bir sistemden söz etmişti. YÖK Başkanının yaptığı açıklamalar da çok net değil fakat tek ayaklı sınav en sonunda devrilecek gibi duruyor. Özcan’ın söylediği sistem anladığım kadarıyla şöyle işleyecek:

Önce değişik alanlar belirlenecek (Matematik, Fizik, Genel Kültür gibi) ve öğrenciler bu alanlar arasından 5 tanesini seçip bu sınavlara girecekler. Üniversiteler, hangi bölümlere hangi alanların puanıyla öğrenci kabul edeceklerini belirleyecek. Öğrenciler girdikleri 5 sınavın 3 tanesinden aldıkları puanlarla üniversitelere başvuracaklar. Ve üniversiteler bu puanlara bakarak öğrencileri kontenjanları kadarıyla kabul edecekler. En özü bu ama uygulama konusunda belirsizlikler kafa kurcalayıcı.

Mesela Özcan “Yerleştirme yine ÖSYM tarafından yapılabilir, ama Üniversiteler de yapabilir” diyor. Ama aslında çok önemli bir nokta bu. Eğer öğrenci kabul etme görevi üniversitelere verilecekse, üniversitelerin sadece puanlarına göre öğrenci kabul etmeleri beklenmemeli, üniversiteye seçim hakkı tanınmalı. Yoksa bu görevi üniversiteye yüklemenin bir anlamı kalmaz. Üniversitelere kendi öğrencilerini seçebilme hakkı verildiğinde ise bu sefer ülkemizin en büyük belası “torpil” tartışmaları çıkacak kesinlikle. Bu konuyu burada kesip daha sonra değinmek istiyorum. Açıklamalar üzerinden devam edelim.

Sınav yine tek mi olacak? Sorusunu Özcan “Tek ama istendiği zaman ve birden fazla girilebilen bir sınav öngörüyoruz” diyerek yanıtlamış. Asıl kargaşa burada başlıyor, mesela öğrencilere sınavlara 2’er kere girme hakkı tanıdık. Öğrenci zaten 5 farklı sınava girecek ve her birine 2’er kere girdiğini varsayarsak öğrencimiz 1 yerine 10 sınava girmiş olacak. Bir de sınavların okul açılmadan yapılacağını söylemiş Özcan. Ayrıca sınavların ya sadece Ankara’da ya da belirlenecek merkezi birkaç vilayette yapılmasından yana olduğunu belirtmiş. Ve bunları ardı ardına sıraladığımda sayın Özcan’ın belirttiği “Psikolojik Stres azalacak” tahmininin tam tersini seziyorum. En azından alırsak 5 ayrı sınav için harcanacak çaba, bunun yanında her sınavın başvurusu, eğer sınavın yapılacağı vilayette ikamet etmiyorsa öğrenci, en az 5 kez gidilecek, kalınacak farklı bir il… Tüm bunların bir de maddi yönü hesaba katıldığında, hem öğrenci hem de veli açısından stresin daha yoğun yaşandığı bir yıl görüyorum ben büyük resimde.

Sınav soruları nasıl olacak? Özcan, “Onu kaldıran konularda tüm sorular açık uçlu olacak” demiş. Açık uçlu sorular olacağı için Optik Okuyucular devre dışı kalıyor. Bu durumda kağıtlar tek tek okunarak değerlendirilecek demek oluyor. Bu sınavların değerlendirmesini hangi uzmanlar yapacak? Değerlendirmedeki objektiflik nasıl sağlanacak? Bu sınavlarda puanlama nasıl yapılacak? Ve bunun gibi yine bir çok soru geliyor aklıma ama uzatmayacağım yine.

En çok beğendiğim yön ise alan ve katsayı gibi gereksiz şeylerin sistemden elenmiş olması. O çok değerli olması gereken Meslek Liselerinin değeri geri verilir böylece. 15 yaşındaki bir çocuğa “mesleğini bugünden seç, ona göre ders vereceğiz” dayatması tarih olur. Ve çok uzun yıllar önce abimin meslek lisesinden mezun olup hukuk okuyarak çok başarılı bir avukat olması bugünkü gibi eski ve güzel bir hatıra olarak anılmak yerine nice kez tekrarlanabilir.

En sona kafamı en çok kurcalayan durumu bıraktım. Tüm bu sistemde yine Ortaöğretim Kurumunun yeri yok. Yine sınavlar var ve yine dersaneler olacak bu durumda. Tüm bu sınavlı mınavlı sistemler yerine sadece ortaöğretim performansına (bakınız not veya ortalama veya şu puan bu puan değil: PERFORMANS) ve öğrencinin ilgi ve yeteneklerine bağlı olarak yüksek öğretime geçilecek bir sistem düşünsek. “Diğer ülkelerde nasıl oluyor yahu?” diye bakıp bakıp kopya çekmek yerine, kendimiz baştan bir sistem yaratsak, bu sistemi ihraç etsek… Hiç mi eğitim bilimcimiz yok, hiç mi profesörümüz, uzmanımız, akademisyenimiz yok. Çok mu zor yoksa ben mi çok hayalperestim? Nedir?

Not: Çok acele yazdım, hatalar ve eksiklikler olabilir. En kısa zamanda üstünden tekrar geçeceğim, sizlerin katkılarını da bekliyorum.

Bugün [12 Nisan], Türkiye’nin Dünya ağına bağlanmasının 15. yıldönümü. 7-20 Nisan tarihleri arası da İnternet Haftası olarak kutlanıyor. 11. yılı kutlanan bu haftanın 1998′den beri yayında olan da bir sitesi var : Internethaftası.org.tr.  Sitede tüm yılların İnteret Haftası arşivlerine de erişebiliyorsunuz. Ve slogan da :”İnternet Yaşamdır”

İnternet yaşamımızın en büyük parçalarından biri haline geldi 15 yıl gibi kısa bir zamanda. Özellikle “Yeni Milenyum”un başlangıcından itibaren Türkiye’de büyük adımlarla ilerlemesini sürdürdü.  Ama nedense son birkaç yıldır internette sansür maceraları yaşamaktayız. Slogandan yola çıkarsak şöyle de diyebiliriz “yaşamımız taciz ediliyor“. İnternetin video cenneti Youtube, blog mahallesi wordpress.com bende en çok iz bırakan iki site kapama olayını yaşadı. Youtube kısa sürede tekrar aktifleştirilse de wordpress.com aylardır büyük puntolarla mahkemenin verdiği kapatma kararıyla süsleniyordu.  İnternet haftasının verdiği hazla [ya da gazla] olsa gerek aylardır kapalı olan ve girmek için binbir türlü şey yaptığımız Wordpress.com açıldı. Yani yine değer vermemiz gereken şeylere değer vermeyi onun adına düzenlediğimiz özel günlerde hatırladık.

Bu arada yeri de gelmişken [geçen ay da yazmıştım gerçi] aylar önce 2007 Cebit’te “2008 Ocak’ta VDSL2′ye geçiyoruz” diye ortalığı birbirine katan Türk Telekom ve TTNET’e de selamlarımı gönderiyorum bu güzel haftada. Sansürsüz, keyifli ve olabildiğince hızlı internetler…

Çizgi Elektronik ve AsNet Bilgi Sistemleri sponsorluğunda geleneksel hale gelen 23 Nisan etkinliklerinin üçüncüsünü düzenliyor.  İlköğretim öğrencilerinin nasıl bir okul, nasıl bir dünya ve nasıl bir 23 Nisan hayal ettiklerini anlatarak veya resmederek katılacakları yarışmada harika ödüller var. 20 Nisan 2008 tarihine kadar başvurulabilecek yarışmada resimler el ile çizilip tarayıcı ile dijital ortama aktarılacak ve e-posta ile yarışmaya gönderilecek. Katılım şartları şöyle:

• Etkinliğimiz İlköğretimde okuyan tüm çocuklara açıktır.
• Metinler 2 word sayfasını (Arial, 12 pt ve 1 satır aralığı) geçmeyecek şekilde hazırlanmalıdır.
• Resimler A4 formatına elle çizilmiş ve tarayıcı ile bilgisayara aktarılarak gönderilecektir.
• Başvurular sadece elektronik ortamdan 23nisan@cizgi.com.tr e-posta adresine yapılacaktır.
• Başvularda ad, soyad, yaş ve iletişim bilgileri net bir şekilde yer alacaktır.
• Her katılımcı, daha önceden herhangi bir yerde yayımlanmamış en fazla üç eseriyle katılabilir.
• Son katılım tarih ve saati 20 Nisan 2008′ saat 23:59 dur.
• Değerlendirmeler 21-22 Nisan’da Çizgi Elektronik tarafından, aktif ÇSG grubu üyelerinden seçilecek jüri tarafından yapılacaktır.
• Sonuçlar 23 Nisan 2008′de http://csg.cizgi.com.tr sayfasından açıklanacaktır.
• Konu dışı, suç teşkil edebilecek ve son katılım tarihinden sonra ulaşan çalışmalar değerlendirmeye alınmayacaktır.
• Gönderilen çalışmalar için telif ücreti talep edilemeyecektir.
• Çizgi Elektronik, gönderilen çalışmaları, kendisine ait web sitesi ve/veya reklâm, broşür vb basılı materyallerde kullanma hakkına sahiptir. Çalışmaların kullanımından dolayı hak iddia edilemez.

Ödüller ise şunlar:

• 1 Kişiye Masaüstü Bilgisayar
• 3 Kişiye Dijital Fotoğraf Makinası
• 10 Kişiye MP3 Player
• 10 Kişiye USB Flash Bellek

Yarışma hakkında daha detaylı bilgi için burayı ziyaret edebilir; bir ilköğretim kurumunda çalışıyor ve yarışmayı öğrencilere duyurabilmek için bir görsel arıyorsanız buraya tıklabilirsinz.

Blog Ödülleri

Ve artık Türk Blogcular için de bir yarışma var. [Müzmin Alfa Reklam Şebekesi] Bloglama tarafından daha önce duyurusu yapılan 2008 Blog Ödülleri için bugünden itibaren kayıt yaptırabilirsiniz. Tabi bir kaç katılım şartına uyması gerekiyor blogunuzun. E ben de biraz aksiyon yaşamak adına Depresif Günlüğüm ile kayıt yaptım. Bakalım kabul edilecek miyim? Katılım şartları için burdan, katılmak için burdan buyurun. Bu aksiyonun gizli kalmış pek çok başarılı blogu bulmamıza yardım etmesi temennisiyle katılan herkese başarılar.

Birleşmiş Milletlerin hesabına göre tüm dünyadaki açlık sorununu yenmek için gerekli olan para yıllık ortalama 195 Milyar Dolar. Açlıkla savaş için 22 ülke milli gelirlerinin Binde 7 oranında bir kısmını ayırmayı vaat etmiş. Kimisi bunu gerçekleştirmiş, kimisi ilerleyen yıllarda bu hedefe ulaşmayı hedeflemiş. Bu ülkeler arasında ne yazık ki Türkiye bulunmuyor. Birleşmiş Milletlerin bu hedefine, bugüne kadar gördüğüm en garip, en çarpıcı ve en harikülade fikirle destek veren bir siteyle karşılaştım. Bedava Pirinç anlamına geliyor ismi ve siteye girer girmez bir İngilizce kelime oyunu oynuyoruz. Bize verilen kelimenin eş anlamlısını alttaki dört seçenek arasından bulmaya çalışıyoruz. Doğru bildiğimiz her kelime için açlıkla mücadeleye 20 pirinç tanesi yardımda bulunmuş oluyoruz. Hemen merak ettiğim nokta ise şuydu: Kim ödüyor bu pirinçlerin parasını… Sitenin oldukça detaylı hazırlanmış Sıkça Sorulan Sorular sayfasında buldum cevabını: Oyunu oynarken sitenin alt tarafında reklamlar görüntüleniyor. Bu reklamlardan elde edilen gelir de kazanmış olduğumuz pirinçleri satın almak için kullanılıyor. Ve son sorum kalmıştı, o da cevapsız kalmadı. Nereye gidiyor bu pirinçler… Onu da kısaca şöyle cevaplamışlar:

Nereye Gidiyor Pirinçler

Barış tutunamadı hayata ve bize veda etti… Güle güle Barış , umarım yaşadığın kadarıyla güzel geçmiştir hayatın… Her hayat kısadır ama seninki daha bir kısaymış…

Güle güle Barış, umarım gittiğin yerde mutlu olursun…

Güle güle Barış…

Güle güle…

Depresif Günlük, 2006 yılının Şubat ayında, yazarının garip ruh halinin sonucunda doğdu. Tıpkı yazarı gibi aynı adreste uzun süre kalamadı hiç; en sonunda şu anda misafiri olduğunuz yuvasını bulana dek. Yazar hakkında.