Ehiyet sınavını verir vermez memlekete doğru yollandım. Yine [gündüzlerime kıyamadığım için] tüm gecemi alan berbat bir otobüs yolculuğu ve bir de ekstrasından sonra nihayet vardım evime. Özlem çabuk bitti her zamanki gibi, uzundur görmediğim dostlarımla buluştum, uzun zamanlık yalnızlığı sosyalleştirdim ve büyük şehre geçtim bu sefer de, bu kez trenle. İlk erkek yeğenimle tanıştım, kaç kez amcalıktan sonra ilk kez dayılığı da öğrendim. Şimdi de direksiyon sınavını, ardından yüksek lisans başvurusunu, mülakatı - bilim sınavını… Haftaya geri döneceğim yalnızlığıma, belli ki daha mutluyum orada, sonra dostlarım gelecek ziyaretime sırayla… Ve bu tatil de böyle bitecek… Çok boş kaldığımdan yazıyorum bunları da, yayınlanma değeri bile olmasa da… Öyle işte, saçmalamak iyi geliyor bazen insana…
Kategori: Me & Myself
Nikotinsiz kendimi eksik hisseden ben ve benim gibi hisseden pek çok kişi için işkence sayılabilecek olan sigara yasağı bugün itibariyle uygulamada. Bundan böyle kamu hizmet binaları, koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, ticaret, sosyal, kültürel, spor ve eğlence yerlerinin kapalı alanlarında sigara içilemeyecek. Bu binaların bahçelerinde de [cami avlusu ve hastane bahçesi dışında] sigara içmek yasak. Ayrıca sigara reklamları da yasaktan nasibini aldı, aldık etrafta sigarayı çağrıştıran reklam bile göremeyeceğiz. Televizyonda sigara içilen filmler de izleyemeyeceğiz, olursa da buğulandırılır artık. Her türlü medya kuruluşu da ayda 90 dakikalık “sigaranın zararları” temalı yayın yapacak. Neyse ki kafe, lokanta ve barlar için tütüm yasağı 19 Temmuz 2009′da başlıyor.
Uymayanlara cezalar da gayet ağır. İzmariti yere atma 20Ytl. Yıllar önce bir yazı okumuştum, nerede hatırlamıyorum. Anlatan, sigara içilmeyen alanda sigara içtiği için ceza alıyor ama cezanın hangi kuruma ve ne şekilde ödeneceği belli olmadığından, Valilikten başlayarak pek çok kurumu gezmiş fakat gittiği tüm kurumlar “biz bunu almaya yetkili değiliz” diyerek geri çeviyorlar. Bu kez cezayı ödeme yeri belirlenmiştir umarım :)
The Guardian bile sigara yasağımızı haber yapmış ve başlığını çok manidar seçmiş. Evet, ben de gönülsüz bir Türk olarak yasağa kendimi adapte etmeye çalışacağım ama nasıl? Siz ne düşünüyorsunuz yasak hakkında, iyi mi oldu kötü mü?
Zaman uzatmış parmağını yüzüme, sadece boşluğu kucaklayacak kollarım bundan sonra. O büyük resim gözlerimin önünde işte, her yıl için iki şişe devirip unutmuşken sen, ben geçmişime dayanmış, ayaklarıma ha gayret diliyorum… Ve hala bilinmezlerin peşinden koşuyorum, muğlâkların satır aralarını okumaya, bu lisanı çözmeye, dilini dilime çevirmeye koşuyorum… Sen yeni öğrendiklerinle mutluluğu kokla, tenin yeni yabancı terlerle ıslansın, aklın bildiklerinden uzakta; ışığımı alıp gidiyorum ben, bir huzur sende bir rahatlama. Yeni hayatımı kurmak için bir boşluk arıyorum, sana yakın sana uzak herhangi bir yer diyorum, bulamıyorum. Geçmişime dolanıp geleceğimi yıkıyorum, ışığımı alıp gidiyorum. Yeni sarmaşıklar sarılmışken sana, çıplak bir sütun düşlerimi ayakta tutuyorum bir başıma. Arada çıkarıp başımı balkonumdan, yanıyor mu diye kokluyorum, yanıyor, yanıyorum… Benim derdim başka…
Duygusuzum işte yine, mutsuzluğumu arıyorum izlerinde…
Benim derdim başka, ışığımı alıp düştüm yollara…
Tanıyorum bu kokuyu, dalgakırana çarpıp dağılan suyu, yelkenlerin ıslığındaki rüzgârı, bu kordonu, bu bulvarı, bu hanı, karanlık sokakları, sıkıntıyı, hüznü, yalnızlığı, senle gidişimi, sensiz dönüşümü…
Işığımı aldım yeni kokulara bakıyorum uzaktan… Tanımadığım kokulara…
Işığımı aldım… Bildiklerime çok yakınım, uzağım bilmediklerimi unutmaya…
İtiraf et, seviyorsun hüznü kederi
Acı besler, uyandırır boş vermiş bünyeyi….
Göndermeyeceğim bir mektuba başlıyorum yine. Yine bir yola koyulmuş, saymaya başlıyorum kesik yol çizgilerini. Birleştirip upuzun bir beyaz şerit oluveriyor, sana çıkıyor yine sonu. Henüz terk etmemişken şehrimi, akılma düşüyor şimdiden bıraktığım sıcak ellerin. Rüya gibi her hatıra, her yaşantı bana. Ne bulduysa kaybetti gönül aşktan yana. Ağlama, değmez hayat, yazık gözyaşlarına… çalıyor fonda ve ben tüm gün kendi kendime bunu mırıldandığımı hatırlıyorum, gülümsüyorum. Biraz komik buluyorum, acıyorum nedense biraz da. Ne gündü ama! Umutlu uyandım gündüze, sonra canım sıkıldı, paniğe kapıldım, stres oldum, rahatladım ardından, sevindim, yine hayal kırıklığına uğradım, şaşırdım, üzüldüm, ağladım anlamsızca, sonunda yalnız kaldım, sevdiklerimle olduğumda da silinmedi kafamdakiler ve kabul etmişken her şeyi, mutlu oldum birden. Kahkahalarım gözlerimden taştı. Kavuştum sevgiye yine, yeniden. Önemsiz olmadığımı hissettim. Dilimden düşmeyen bu şarkının bulması gibi beni burada, tüm bunların da henüz bilmediğim ve belki de hiçbir zaman anlayamayacağım birer sebebi vardı. Ve hepsi seni taşıyordu üzerinde sevgili. Hepsinde sen barınıyordun en çok, sebep sen olmasan da.
Sensiz başlayıp devam eden ve tam ortasında yer ediverdiğin bu günüm şehrim gibi somutluğunun da geride kalmışlığıyla sürüyor işte. Anlayacağın sevgili, stoklardan kullanmaya başladım bile.
Yine şekersiz yudumladığım kahvem boğazımı yakıyor ve fark ediyorum ki ellerimde kalan tadından tat alıyor. Henüz kokun uçmadı üzerimden. Görsen, hala sıcaklığın ısıttığın ellerimde. Ve terk etmedi henüz gözlerime emanet ettiğin ışık beni. Görsen, ah bir görsen(!), kamaşırdı gözleri herkesin.
Sabaha başka bir iklime varmış olacağım sevgili. Güneş önce gözlerine değip, parladıktan sonra saçlarında, günüme doğacak ve aralanıverecek gözlerim seni saklayarak ve özleyeceğim güzel gözlerini daha o zamandan.
Eve çoktan varmış olmalısın. Uzatmış ayaklarını bilmem hangi filmi izlerken televizyonda düşünmüyorsan eğer beni, kulakların çınlasın. Aklındaysam şayet, düşsün ateşim yüreğine ve hisset(!) nasıl da seninleyim ben.
Artık uyumalıyım sevgili. Göz kapaklarım geçen geceden de kavuşamamışlığın ağırlığını barındırıyor kirpiklerinin arasında. Hem başka bir iklimin davetlisiyim sabaha, başka yüzlerin ve denizin. Hazırlanmalıyım. Üzülme sen, sakın! Yumduğumda gözlerimi, dopdolu olacağım seninle. Saklısın orda, üşüme…
Kaç zamandır yazayım yazayım diyorum ama yazamıyorum… Artık toptan bir üstünden geçmek lazım neler olmuşsa…
Okulumuzda açılan Intel Öğretmen Kursu [O da nesi diyenler buraya tıklayabilir] bitti. Grup Aysberg olarak yaptığımız “Maddenin Değişimi ve Tanınması” konulu Proje Tabanlı [ve bol Teknoloji Destekli] Eğitim çalışmamız şu adreste sergilenmekte…
- 4 Mayıs Pazar günü KPDS sınavına ilk kez girmiş bulundum. Zor muydu; sanırım kolaydı ama içimde emin olamamanın verdiği bir huzursuzluk mevcut…
- KPDS sınavı için gittiğim İzmir’i hiç sevmedim… Büyük şehir bana göre değil… Ama iki gün için bile olsa dostlarla görüşmek; özlem gidermek büyük keyif…
- KPDS yetmedi bu pazar da ALES var beni bekleyen… Matematik çalışmak lazım biraz biraz…
- Ehliyet kursuna başvurdum, Ağustos’ta ehliyetli olacağım umarım…
- Bugün blogdaki videoları görüntüleyemediğim için farkettim ki youtube gene yasaklanmış… Yalama oldu gariban… Şimdi yine iş çıktı diğer video paylaşım sitelerinde bulup videoların adreslerini güncellemem gerekiyor…
- PES 08 oynamaktan sıkıldım, EA şu işe el atıp Pro Street rezaletini telafi etmek için NFS‘nin yeni oyununu çıkarsa, fonu da Rihanna‘dan Shut Up and Drive ile süslese de biraz eğlensem diyorum…
- Blog Ödülleri oy verme süreci sona erdi ama sonuçlar açıklanmadı… Daha da garibi ödüller açıklanmadı. Ne ödül ne derece beklediğim yok ama Blog Ödülleri diye başlatılan bir yarışma bittiğinde hala ödüllerinin belli olmaması garibime gidiyor ne yapayım…
- Ödüller açıklandı ama Vista Ultimate Edition’dan daha fazlasını bekliyordum açıkcası…
Sevgiler…
Şu anda senden ayrılışımın 1. senesini doldurdum, buğusu çalınmış sıcak özlemin
ayrılıklara o kadar çabuk dönüşmüş ki…
Bu şehir yine kalabalık yine kaskatı bakışlarıyla boğuyor insanların gündüzlerini. Bense düşlerimi avuç avuç taşımaya çalışıyorum gerçeklere ta ki sabahın o insan eli değmemiş saatleri uykularıma elektrik verinceye dek. İşte bu şehrin ve şehrin soğuk gürültüsünün gölgelerinde aşkımı darağaçlarında sallandırmanın yollarını ararken, eski bir dostun sıcak nefesine rastladım. Tüm bunlar acısıyla, tatlısıyla, tadımlık şımarıklıklarıyla her şeyiyle çok güzel. Tam ben sensizliğe dayanabilmek için, hasretini çektiğim kokuna ulaşabilmek için rüya haritasını alırken, bir el dokundu omzuma. Düğüm düğüm gırtlağımdan tırmanarak özgürlüğe koşan hıçkırıklarımı teselli etti. Seni her gece gördüğüm rüyalarımda, sımsıkı tutuyorum ellerini, eğer onları hiç bırakmazsam rüyam sona erse bile sen yanımda kalacakmışsın gibi geliyor. Gözlerimizde çocukluğumuzdan kalan masum,temiz ve pembe renkli etmeye mecbur olmadığımız halde etmekten hoşlandığımız yeminler ve dudağımda sen..
Oh Shit! (Oh Shit Oh Shit)…
Are you ready for this?
Telefonumun alarmı yeni bir güne uyandırıyor beni bu motivasyon dolu sözlerle. Hazır mıyım? Herhalde bir beş dakika sonra hazır olurum ümidiyle erteliyorum birkaç kere… En sonunda hazır olmasam da başlamak zorunda olduğum güne gösteriyorum gözlerimi bin bir zorlukla.
“Good Morning Teacher”
“Good Morning Canım”
Bahar çoktan gelmiş ve yaz soğuk geceler soğuk sabahlar arasından sıyrılıp tırmandırıyor termometreleri.
“Good Evening Teacher”
“Good Evening Canım”
Ve akşam yavaştan yalnızlığıma kararıyor…
“Good Night Myself”
“Sweet Dreams”
Hiçbir şey değişmiyor işte, eksilip yiten parçalarım dışında…
And so it is
Just like you said it would be
Life goes easy on me
Most of the time…
And so it is
The shorter story
No love no glory…
Gecenin bir yarısı ve ben dertli yüreğimin sefil şairini dinliyorum. Sen en derin uykularındayken, ben o şairin mısralarında sensizliğe gizlediği hasretine hayran bir ruhla seni düşlüyorum. Cümlelerim çok karışık geliyor belki sana, ruhuna ağır geldi ki bu sevda, arayıp sormaz oldun beni, hayalin yine kayıplara karıştı sevgili.
Sen ne düşünüyorsun; ne düşlüyorsun bilemiyorum. Seni düşlemem; senin içinde olduğun bir dünyayı arzulamam ve beklide sana delice bağlanıp, seni ölümsüz bir aşkla sevmem, senin yanında en büyük hata değil mi? Çok ısrar ettim seni sevmekte. Senin hata olarak gördüğün bu sevdadan dolayı kendimi iflah olmaz bir günahkârmışım gibi hissediyorum. Haklısın, ben günahkârım; seni bir defa görebilmek uğruna saatin beşi vurmasını bekleyen, senden habersiz, uzaktan dahi de olsa görebilmek adına yollarda dolanan, her gün bugün beni anlar belki, saat kaçı vurursa vursun çıkar gelir diye umutla güne başlayan ve hüzünle akşamı eden, ıstırap dolu gecelerde seni yaşayan bir günahkârım.
Aslına bakarsan, hak veriyorum hayalinin terk edip gidişine; daha önünde nice yıllar var ve bu yılların içinde alacağın nice uzun yollar, kim bilir bu yolda yürürken senin önüne servetini dökecek ve zenginliği tartışılmaz nice şehzadeler çıkacak karşına, nice yakışıklı siluet sana sevdiğini söyleyecek kim bilir ki? Sırf bu yüzden, sorgusuz sualsiz terk etti beni hayalin. özür dilesem senden; beni istemediğini göremeyip bu aşkta ısrarcı olduğum için ve seni gözümden bile sakınırken, kaybetmekten korkarken, seni bu derece sevdiğim için özür dilesem, döner mi hayalin bana geri?
Ne yapsam boş! Keşke hayaline. Canımı bile ortaya koydum, yalnız değilsin. demeseydim. Nereden bilebilirdim ki, hayalinin bu sözlerden korkacağını ve bir anda çekip gideceğini nereden bilebilirdim ki. Tamam, sen nasıl istersen öyle olsun, bundan sonra. Acaba gelir mi diyerek gözüm yollarda olmayacak, belki telefon eder diyerek kulağım telefon zilinin sesinde olmayacak ve sana söz veriyorum, sen istemiyorsan seni bu kadar sevmeyeceğim, yemin ederim. Bu aşkta bu kadar ısrarcı olduğum için binlerce defa özür diliyorum ama ne olur haber sal hayaline, geri dönsün bana, ruhun bulup getirsin peşinde Mecnun olan ruhumu Yalvarıyorum; beni hayalinsiz bırakma, sensizliğe zaten alışığım sevgili bunu da unutma!
Çok çaresiz hissediyorum kendimi. Arayıp sormayışından anlamalıydım, beklemelerimin sonunda gelmeyişinden, kuşlarla selam göndermeyişinden anlamalıydım sevmediğini. Bu sevda oyununda payıma; hayatın boyunca mutluluklar dilemekten başka bir şey düşmüyor gözbebeğim. Kalbimin kapısına kilit vurdum. Seni her şeye rağmen seviyorum.
Son zamanlarda yazamadım çünkü daha önce başka bir okula yaptığım şeyi şimdi kendi okuluma yapıyorum. Nedir o: bir web sitesi… Milli Eğitimin koyduğu pek çok kurala uygun, sade ama güzel bir şablon yapmaya çalışıyorum. Bu arada yorulduğum ve dinlenmeye çalıştığım zamanlarda da şu siteye gidip gitarımla yeni şarkılar tırgındatmayı öğrenmeye çalışıyorum. Bu gördüğünüz Pink Floyd efsanesi Wish You Were Here şarkısının “Complete Idiot Guide” sayılabilecek kadar açıklamalı bir anlatımı. Sizin de işinize yararsa en mutlu. Diğer bölümlere bu sayfayı ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.
ABC, Lost dizisinin her türlü nanesini çıkarmaya devam ediyor ama gayet de iyi ediyor. Benim yeni rastladığım yeni bir nanesi de “Sawyer Lakapları”. İsminizi, boyunuzu posunuzu ve biraz da karakteristik özelliklerinizi giriyorsunuz ve Sawyer size bir lakap buluveriyor adadaki herkese yaptığı gibi. Siz de Sawyer lakabınızı edinmek için buradan buyrun. Merak edenler için benimki “Peachfuzz” :)
Depresif Günlük, 2006 yılının Şubat ayında, yazarının garip ruh halinin sonucunda doğdu. Tıpkı yazarı gibi aynı adreste uzun süre kalamadı hiç; en sonunda şu anda misafiri olduğunuz yuvasını bulana dek. Yazar